Uzaklığına sığındım acılarının görünmezliğinde,
Bakışlarını demledim güzelliğinin son raddesinde.
Sen çırpınırken tutsaklığın saklandığı kuytu köşelerde,
Ben ellerini aradım uzun ve soğuk koridorların küflü sabahlarında.
Gözlerinin ucundaki kıvrımlarla sürüklendim,
Saçlarının fesleğen kokan dalgalarına.
Dudaklarının rüzgârına emanet ettim,
Masum ve tedirgin hayatımın kırılganlığını.
Sen mutluluğun hayalini bile yasaklarken gözlerime,
Ben paramparça sürüklendim
aşkının umut kapılarına.
Buselerinin fırtınası, dudaklarının tadının tahayyülü derken;
Yine gömüldüm sonsuz ve mutsuz hayatın inceliklerine.
Bir kez olsun filizlenmemiş içinde tozpembe sevinçler,
Her zaman kırık dökük söylenceler,
Betimlenmemiş ruhsuz rivayetler,
Muhteşem güzelliğine yakışmayan yürek parçalanmaları.
Işıklar tepelerden süzülürken doygun gecelerde,
Ben yine yapıştım buz gibi camların buğusuna,
Karıştım Çengelköy'ün bertaraf yaşantılarına,
Boğazın sularını okşadım Çınaraltı’nın gece yarısında.
Sen yine geleceksizliği çizerken ruhumun derinliklerine,
Ben yine gülümsedim kırgın papatyaların arasında.
Ellerimizin birbirini okşama hayalinin tebessüm raddesinde,
Yine dağıttın, kırdın, incittin sevdamın çiy tanelerini.