gece; bulut ve mayıs kokarken...
Hamide için
ben hep türküler söyledim
bir ıslığın gözkapaklarında
kuşlar uçurdum yalnızlığa
kırdım uçurtmalarımı bir
aşka karışınca
bir nehirde uyuttum şiirleri
bundan bazen ıslaklığım
ve
aşkı
ve yalnızlığı
anlatamadığım güzel günleri
özlediğim herşeyin bıraktığı
sızmaya çalıştım bir gece
tüm kadın ağızlarına
cüretkar kalçalarına hiç dokunmadan
hiç aldatmadan göğüslerini
aşkla başladım
ve
aşksız yenildim yoksulluğa
yoksulluk ne zaman biter belli değil
dalgakıranıyım bir gökyüzü limanının
karınsadır yorgun ellerimin yalnızlığı
acemice yaşanılan bir hayat belki
düş kenarlarından bilmukabele fırlayan
sessiz bir ölüm gibi
serin akşam gölgelerinde
hep gidenlerin diyarıdır
görülmeyi bekleyen. bir yerlerde
affedilmiş filmlerden çok öncesi
bezgini ve kederi oynayan bir aktörün dişleri
susar kalır orta yerinde dilimin
çünki açılır pencere
çekip gitmesin diye bir
aşkkapıları kapandığında ömrün
ilk kez kalabalık eser mayıs rüzgarı
eşgüdümüyle ihtilaller ortası
sıraselviler'de deniz'in gölgesi
terli bir devrimci bıyığıyla. belki
mahir'i çizmek duvarlara
kanla yoğrulmuş dereleri unutmak
belki bacaklarını kesmek ibrahim'in
yiğitçe, suskunca, sırsızca diye
ve b
aşkaldırınca cellada
işte söylenmeyen hep bizim türkümüz
aşka yalnız mayıslarda sürgünüz
ihanet hep tazyikiyle gelir
tanıdık bir yaramazlık
ve ıslanır fikir
bir şiir yağmalarım sonra
önce ölümünü tasarlayarak tüm kadınların
geç kalmama telaşıyla mesaili kadınların
emekçi kadınların
sosyalist kadınların
marks'ın kadınlarının
affedilmiş filmlerden çok öncesi
susar kalırım orta yerinde yine bir kadının
çünki kapanır pencere
açılınca kapısı yalnızlığın
en uzun saatinde gece
bir mevsimi körükleyince. dokunmak
küskün bir çocuğun elleriyle
yaşamak kaç yalnızlık
ölüm ne çok kalabalık
ya kim doğuracak beni bir kez daha
ve burada başlıyor bir ömür
yeni bir kadın yaratarak
dalgın gözlü, boş kırbalı ve ıslaksın serapa
çiçeklere sevişmeyi öğretiyorsun, hayli acemi
ismin okşanıyor b
aşka ağızlarda
pazartesileri çarşambaya bağlıyorsun
terk edilmiş bir salıda kalıyorsun, karanlıksın
perşembeleri bekliyorum seni şarık bir düşte
diğer günler öldürülüyorum bir şiir başlığında
aslında şanslıyız geç kaldığımız için yarına
fakir kitaplar arasında
zengin bir masal gibi
yağıyorsun akşamüstleri. terli
kirli ve çisil çisil
yoksulluk nerede başladı belli değil
gözlerin balkılı ve kırmızıdır
taşır öfkesini kurtuluş gazilerinin
törenlerin coşkusu söndüğünde. görünür
madalyonların kavamsız yüzü
belki napolyon'un son sözüydü
ölüm
ölüm
ölüm
bir dal kırgınlığıyla magazin satıcıları
monroe'nun altıncı parmağı afişlere alınmayan
mutlu görünmek intiharlaşan aynalarda
el dorado'yu altın diyarı bellemek
bir zenci olarak unutmak mandela'yı
belki bir ütopya sanmak "plan de ayala"yı
belki de limonlamak coronaları burjuva masalarında
öyle deme
bir sabah sıkılıyorsun
her şeyi ahsen gösteren aynalardan
tarlalara umut ekiliyor. çünki
vaktidir biçmenin ölümü meydanlarda
baştan aşağı zulüm giymiş bir sokak ve
ordan oraya yarın sabahları için
artık vurulan bir adın var
ekmeksiz, susuz sabahları için yarının
ırzına geçiyorlar politikaca
yarın sabahlarında bir sokakta
ahmedabad'da tuz yürüyüşü
açlığın ve zulmün yenildiği
haushan'da yalnızlaştırmak bir budisti
kusursuz bir dünya anlatmak vermeer'in fırçasında
hayat hep ölümü koruyan gümnam bir bekçidir aslında
tablolara sığdırmak köyleri, kentleri
tablolara sığdırmak kadınları,
aşkı
bir annenin gözlerinde hatırlamak çocukluğu
sığdıramamak hiçbir akşama bir kadının yokluğunu
şimdi size kavga desem bilir misiniz
rakamları ölümde terk etsem sayar mısınız
biraz şekerli suyum var içer misiniz
yani hiç mi sıkılmazsınız
herşeyi ahsen gösteren aynalardan
ve resimli içi boş kağıtlardan
arka kapakların seks bekçiliğinden
memnun ve asude kalabilirsiniz
ölüyen bir halkın gerçeklerinden
baktın batıda güneş
baktım batıda şenlik
baktık batıda insanlık !
var mıydı bir kuşu evlat edinmiş
bir çocuktan daha masumu
sonrası kaybedilmiş ölüleriyle bir doğulu
kürtçe bir uçurumdan atlıyorum. yaramda
adet görmeden kanatılmış bir kızın gözleri
artık kimse türkçe kurtaramaz beni
hep düşman bir öğretmen sevmelerim
tüm yanlışlardan bir doğru doğurma telaşlı
bir fahişenin dudaklarındaki bekaret
görünmeyen ve gülünmeyen kent söylemleri
matematiksiz ve
aşksız yolculuklar gibi
ölümün ortasını da ispatlar mı öklid teoremi
şimdi yeni bir isimle tanıt kendini
belki daha az severim seni
ben hep kuşlar uçurdum yalnızlığa
kırdım uçurtmalarımı bir
aşka karışınca
kızlarım ve oğullarım var
dağ emziren yangın gülüşlü
türkçesiz isimleriyle ölümsüz
umut ve halay ordusu
yeşil, güneş ve kan
çocukların gözyaşlarında eriyen vatan
kiriniz nasıl sığacak. yüzünüzdeki
bayrağın ardına
amed'e başını yaslayınca
sol göğsünü büyütür evînwar
ve benim kızlarım
ve benim oğullarım
yangın büyüten dağlarım
hudutlara sığmaz dağlarım
dokunmayın kızlarıma -masumdurlar
dokunmayın oğullarıma -masumdurlar
dokunmayın dağlarıma -masumdurlar
bir sabah belki kucaklaşırız ovalarda
ne sandınız ki öyle sessiz geçip
gideceğimi mi bir şiirden. bakmadan arkama
"don't cry for me argentina" tadında
sesini duymuş gibidir yürümek, yürüdükçe
yorulmuş olmak bir yerlerinde yaşamın
yeşil bir ağaç görmeyi özlemiş olmak - nerede?
özlemiş olmak görmeyi allah'ı - nerede?
açılan üstümü örten gece varoşlarını -nerede?
ah bilsen nasıl allahsızım
ah bilsen nasıl yalnız
ah bilsen nasıl ter kokulu
bilsen nasıl kokak
bilsen nasıl korkak
habersiz çıkıyorsun sokaklara
sokaklar, adım adım kadınlar ve sen
en çok göğüsleriyle güzel kadınlar. sen
köşe başlarında yalnızlığın münezzeh sesi
içinde kız çocuklarının yılgın nefesi
içinden bir tün vakti içimin geçişi
içimde ılgın bir akşamdır
aşk sızısı
eğil ve göğüslerine al
aşksızlığımı
aydınlanıyor ışıklar
yüzün aydınlanıyor
bir kez daha görüyorsun sokakları
bir kez daha güzel kadınları.
adın okunmamış şiirlere tanıktır
adını bilmeyen her şair ölüme yakındır
sana yazılan her şiir allah'a adaktır
ve yaşamak kaç yalnızlık
ölüm ne çok kalabalık
ya kim doğuracak beni bir kez daha
ve burada bitiyor bir ömür
yeni bir kadın yaratarak...
Irmak - 2013