Şafak, ışığın bir çift göze dönüştüğü an
Kumru ötüşleri birikir saçakların altında, duru
Deniz, o kurşuni rengin bakiresi ve mavinin sesi
Bir ayrılık türküsü fısıldar, uçar gider
Hüznün iri kuşları ve sevgiliyi açıklardan
Son defa selamlar kaptan
Kuzey rüzgârını gösterir rüzgâr gülü
Ağzımızın kokusuyla doluyken gökyüzü
Sözcükler köpürtür maviyi, şiirin neşteriyle
İsteğin atı köpürür azgın suyla
Yüksek dağ çığırlarında ateşler yol gösterir yolcuya
Ve koyaklarda çalınır çağrı davulları
Gugukkuşu, yalnızlığın ve
aşkın yılmaz yokuşçusu
Şakır günü güne katan sesiyle
‘Eriyen demir yanan kömür günleri’
Gece lekedir artık, hesabı var gündüzün
Ve şair her şiirinde sözün
Sonsuzluğunu ilân eder
Çünkü
aşk, şiirin adanmış yolu
Temmuzun tılsımı ve asidiyle dolu
Ve Ağustosun ilk bakır aleviyle
Dağ başlarında yanan